Reklamı Kapat

Tokmağı sallarken, kafana yersin...

Mesele ağır...

Bu neden ile sürçülisan edersem affedin, yazmazsam içimde kalır kurtlanır.

Öncelikle bazı hususlarda bilgi paylaşımında bulunmak isterim ki konu daha net anlaşılsın! Vay efendim şöyleydi vay efendim böyle diye bir taraflara çekilmesin.

akdeniztelgraf.com yaklaşık dört yıl önce yayın hayatına başladı. Öyle birilerinin pof pof lamasıyla yada birilerinin desteğiyle, ondan bunda feyiz alarak değil. Yayın hayatı boyunca hak sahibinin yanında, haksızlıkların, zulüm, zorbalık ve riyakarlığın karşısında yer alarak taraf olmuştur.

Öyle basın camiasının ağzına sakız ettiği "tarafsızlık" sözde ilkesi adı altında riyakar ve içten pazarlıklı yayın yapmamaktadır.

Her ne koşul altında olursa olsun haber üzerinden hesap kitap yaptığımız hiç görülmemiştir. Aksini iddia edecek var ise o hikayeyi de dinlemek isterim.

akdeniztelgraf.com öyle piyasada 5 yüz Türk Lirası, bin 500 Türk Lirası aralığında basit bir haber scripti ve domain adresi ile yayın yapmamaktadır. Aksine internet medyacılığı alanında Türkiye genelinde kendini ispatlamış, ciddi ve teknik yapısı güçlü ulusal medya kuruluşlarının kullandığı bir sisteme entegre olarak yayın hayatına devam etmektedir. Bu hem ciddi hem de maliyetli bir iş. Yeni nesil habercilik ve yeni nesil gazeteciliğin birleştirildiği bir platformdur.

Alışıla gelmiş yerel basının ilkel yayın ve çağa ayak uyduramayan teknik altyapısının dışına çıkarak alanında fark yaratmayı başarmıştır.

akdeniztelgraf.com yayın hayatı boyunca yapmış olduğu haberler, yayınladığı köşe yazıları ile soruşturmalara ve davalara konu olmuştur. Fakat ne kurum nede hiç bir köşe yazısı dava ve soruşturma sonucunda herhangi cezaya tabi tutulmamıştır. Hiç bir yayın linkine erişim yasağı konulmamıştır. Bu durum kurumun ilkeli ve dürüst haberciliğinin teminatıdır.

Şimdi bunları neden anlattım?

Bir kuruma yada kimseye mesnetsiz, tabir edildiği gibi müphem ithamlarda ve suçlamalarda bulunmadan önce olayları iyi tartmanız ve ağzınızdan çıkanı kulağınızın duyması gerek ki şahsen ben böyle yapıyorum.

Hayatım buyunca kimsenin yüzüne söyleyemeyeceğim bir şeyi arkasından konuşmam.

CHP’li Başkanların AK sevdaları – 1 başlıklı köşe yazım üzerine mesleki tecrübesi yüksek bir gazeteci,  şuanda da CHP Konyaaltı İlçe Başkan Yardımcısı Bünyamin Tokmak'ın şahsıma karşı iftira niteliğindeki ithamlarını kabul etmem ve sesiz kalmam mümkün değil.

Talimat ile bir algı operasyonu başlatması ve hedef saptırma eylemi alışıla gelmiş gazeteciliğin bir örneğidir.

Sayın Tokmak’ın kendi söyleminden de yola çıkarak tanışıklığımız yok, şahsım ve karakterim hakkında bir bilgi sahipliği de yok fakat benim ile ilgili çok fikri var.

Ben insanların fikirlerine saygı duyarım, eleştiriye de açık bir yapım vardır.  Eleştiri sınırları içerisinde kaldığı sürece, iş suçlama ve itibarsızlaştırmaya yönelik bir operasyona dönüştüğü takdirde orada bir duracaksın (!)

Yumuşak başlı isem kim dedi uysal koyunum…

Sayın Tokmak kendince gazeteciliği tarif etmiş, mesleki tecrübesini vurgulamış ve nasihat vermiş.

Eyvallah…

* * *

Yalnız tüm yazdıkları ve şahsıma karşı oluşturmaya çalıştığı algı ile kendini düşürdüğü durumu gözden kaçırmasına neden olmuş. Bunun için onu suçlamıyorum. Böyle görmüş böyle öğrenmiş, klasik, alışıla gelmiş yadırgamadığım bir durum…

Daha önce yapan arkadaşlarda olmuştu, bundan sonrada olacak ne de olsa alışmış kudurmuştan beterdir. Uyanık geçinirler, fırsat kollarlar sonrasında fırsat buldum zanneder haydi bakalım altta kalanın canı çıksın.

Mesleki tecrübesine baktığımda durumu öyle gözden kaçıracak biri değil, muhtemelen sık yaptığı telefon görüşmelerinden dolayı olsa gerek işine öyle gelmiş yada talimat o şekilde dışına çıkamamış…

Bünyamin Tokmak hedef tahtasına koymuş beni, almış eline otomatik silahı gözünü bile kırpmadan basmış tetiğe…

Hızını alamamış şarjör değiştirmiş. Tekrar, tekrar basmış tetiğe…

Grav… Grav… Grav…

Tabi bu durumu gören ahali başlamış alkışlamaya, 16 yıldır yaptığı gibi silahı tutan eli değil de kurşun yiyen garibi mi alkışlayacak.

Bizim ahali zaten düşünmeyi, sorgulamayı çoktan unuttu! Takmış gözlükleri tıkamış kulakları…

Bir tanesi de çıkıp demiyor ki;

  • Yav… Bünyamin sen bu silahı nereden buldun?
  • Yav… Sana bu kadar şarjör mermiyi hangi kaynak sağlıyor?
  • Allah aşkına… Tanımayız etmeyiz madem, sana bu garibin vur emrini kim verdi?
  • Vay arkadaş… Sen ki aklı başında bir adamsın, güzel işler de yapıyorsun, camiada sevilir sayılırsın ne ara tetikçi oldun?

* * *

Neyse…

Meseleyi yerel bir yayın organında Bünyamin Tokmak’ın bakış açısı ve gazetecilik anlayışı ile okudunuz, alkışladınız.

Birde benden dinleyin de ak, kara belli olsun.

Genel de meslektaşlarımın eleştirileri noktasında hoşgörülü davranırım, Sayın Tokmak’ın sosyal medyadan yaptığım paylaşıma yönelik;

"Gazetecilik bu soruların yanıtını verme mesleğidir. Ortaya soru bırakılıyorsa şantaj kokusu çıkar ki, böyle bir şeye ihtimal vermiyorum. Bu tarzın Antalya'da yaygınlaşmasını yadırgıyorum."

Yorumuna karşılık olarak bir beğeni göndermiştim.

Arkasından birkaç gün sonrasında yazımı yayınladığım da yaptığım paylaşıma yönelik;

"İlk olarak Facebook'tan isim vermeden yazmak yerine, sitende bu yazıyı yayınlasaydın amenna... Bu yazıya itirazım yok. İçeriği doğru mudur, değil midir bilemem. O ayrı konu. Ama bir şeyler ima edip 3-5 gün beklersen onun adı gazetecilik olmaz. Akıllara şantaj yaptığının gelmesi de normal. Çünkü bu tarz Antalya'da çok yaygınlaştı."

Yorumuna karşılık olarak ise;

“Haklısın abi çok yaygın o yüzden kurunun yanında yaşta yanıyor bazen”

Cevabını vererek aslında incitmeden hatasını anlaması yönünde bir girişimde de bulundum.

Fakat dün uzunca bir yazı ile mesele doğrudan açık hedef göstererek itibarsızlaştırma eylemine dönüştü.

Sosyal medya paylaşımının yanı sıra durum bir internet medyası yayını ile destekleniyorsa orada başka bir mesele var demektir. Bu nedenle yukarıda bahsettiğim kadar hoşgörülü olmayacağım.

Hani derler ya kişi kendinden bilir işi, birileri iş takipçiliğini “nasıl yani?” sorusu üzerinden yapıyorsa ve buna tepki göstermek istiyorsan; kızım sana söylüyorum gelinim sen anlaya getirmezsin olayı düm dük yazar geçersin.

Ben aynı soruyla bir paylaşım yaptım diye kimseyle aynı kefeye koyamazsın, siz öyle öğrendiniz öyle biliyorsunuz diye birilerinin neyi nasıl yapacağı yönünde kesin hükme varamazsınız. Hele ki arkasında duramayacağınız;

“Hiç bir meslektaşımın şantaj yapmayacağını öngörüyorum ama maalesef hayatın acı gerçekleri beni doğrulamıyor.”

Gibi algı operasyonuna girişip, hedef saptırarak şahsımı itibarsızlaştırmaya yönelik beylik laflar edemezsiniz.

Sonra alnı açık başı dik bir yürekli yiğit çıkar meydana sana sorar;

Ey Bünyamin! O kurduğun cümledeki “maalesef” ve “hayatın acı gerçekleri beni doğrulamıyor” sözcüklerini açıklamazsan namertsin, alçaksın…

Hodri meydan beni şantaj yapmakla suçluyorsun… İspat etmezsen namertsin, alçaksın…

Ben bir gazeteciyim, gazeteciliği de kimseden öğrenecek değilim. Herkes bu mesleği bildiği gibi istediği gibi icra eder. Bugün gazeteci, duayen gibi sözcükler ile sınıflandırdığınız jenerasyonunuz un nasıl gazetecilik yaptığını, sizin gazetecilikten kastınız da çok iyi bilirim. Anladığınız, öğrendiğiniz gazeteciliği de layıkıyla nasıl yerine getirdiğinizi de çok iyi bilirim.

Bak efendi ben sosyal medyam aktif kullanırım. Köşe yazısı yada özel haber yayınlamadan önce kamuoyunda merak uyandırıcı, dikkat çekici sorular ile gözleri üzerime yada yayın organıma çekmek için yapmış olduğum bir paylaşım beni şantajcı yapmaz.

Beni hangi durum şantajcı yapar biliyor musun?

Bu bilgiyi aksine senin dile getirdiğin gibi sosyal medya hesabımdan Antalya kamuoyuna paylaşmayarak, adı geçenler ile temas kursaydım ve bu soruları kendilerine sorsaydım da sizin jenerasyonun yaptığı gibi bende böyle bir bilgi var diyerek gel, gel çekseydim o zaman ben şantajcı olurdum.

Neymiş efendim onu aramış, bunu aramış akla bak akla… Neymiş sorulara cevap vermişlermiş ulaşmak çok kolaymış…  Gazeteciliğin herkes tarafından bilinen temel kurallarından biriymiş. Ben neden bunu hiç düşünemedim acaba?

Doğru numaraları bende mevcut, bilerek iletişim kurmadım, çünkü ben bir haber yapmıyorum.

Ortada bir taraf mevcut değil, siyasi kimlikleri ile ön plana çıkmış siyasetçilere dair bir bilgiyi köşemde Antalya kamuoyuna paylaşıyorum. O siyasetçilerin bana bir açıklama yapma durumu söz konusu değil, Antalya halkına bir açıklama borçlular.

Siz aramışsınız işte… Duymak istediğiniz cevapları almışsınız.

Gerçekten aradığınızda ne cevap vereceklerini, yada nasıl bir metin göndereceklerini düşündünüz. Bu mudur sizin gazetecilik anlayışınız, kusura bakmayın ama biz yeni kuşak sizin baktığınız pencereden bakamıyoruz.

Şahsen ben cevabını bildiğim soruları yada nasıl bir cevap ile karşı karşıya kalacağımı tahmin ettiğim durumlarda pek polemiğe girmem. Üstüne üstelik böyle sizin yaptığınız gibi durumu farklı noktalara çekmek isteyecek pusuda talimat ile düğmeye basmayı bekleyen bir güruh varken…

Her konuda her şey net olsun isterim, ben yazar kamuoyunu bilgilendiririm. Muhataplar gerekli açıklamayı bana değil, Antalya kamuoyuna yapsın isterim. Yani herkes işini yapsın isterim.

Şimdi dönelim asıl meseleye;

Gazetecilikten bahsetmişsiniz fakat birilerinin avukatlığına soyunmuşsunuz. Benim bildiğim kadarıyla yazımın muhataplarının ikisi avukat bir diğerinin de kuvvetle muhtemel hukuki temsilcisi vardır. Yani kendilerini savunacak yetkinliğe sahipler.

Konu adli makamlara yansıdığında gereken neyse yapılır, mesele basit bir şekilde hukuken çözülür.

Onlar siyasetçi olarak yapmaları gereken siyasi hamleyi yapıyorlar. Sonuç itibari ile her vatandaşın hukuki yolla başvurma ve dava açma hakkı vardır. Ben bu durumu anlayışla karşılarım ki bu benim beklediğim bir hamledir. Sadece bu konu için değil, her köşe yazımı yayınladığım da hukuki boyutuna hazırlıklıyımdır.

Benim anlamadığım, sizin bu konuda ki rolünüz ne? Yönetmen kim?

Şimdi bunu söylemeden geçemeyeceğim; sizin gazetecilik tanımınız ve beklentiniz yada bazı hususları çarpıtarak algı yaratmaya çalışmanız ve hedef saptırmak için şahsıma yönelik yazdıklarınız dayanaksız (sizin deyiminizle) müphem suçlamalarınız beni şantajcı yapmaz. Ama sizi iş takipçisi yapar.

Bir taraftan gazetecilere özgürlük isteyen, özgür basın sloganları ile ilkesel bir duruş sergileyen Cumhuriyet Halk Partisi’nin mensubu olacaksınız, diğer yandan CHP Konyaaltı İlçe Başkan Yardımcısı ve bir gazeteci olarak başka bir gazeteciye yazdığı bir köşe yazısı yüzünden dava açılmasına şakşakçılık, tetikçilik yapacaksınız. Bu da sizi riyakâr yapar.

Düşündüm, bir insan durduk yere hiç bir çıkarı yâda menfaati olmadan kendini böyle bir konuma neden sokar anlamakta güçlük çekiyorum.

Ancak, amaç başkaysa bende onu bilemem tabii, konunun başka yönlerinden bahsetmişsiniz ve “Düşmanın yok mu? Gardasın da mı yok?” başlığıyla itiraf gibi aslında durumu ele vererek konuyu özetlemişsiniz.

Bu kadar ayıpta sanırım size yeter!

Son olarak yaygınlaştığını dile getirerek yadırgadığınız tarzın, bir başka versiyonu aslında sizin tarzınızı yansıtmaktadır. Böyle durumlar da dikkat etmek gerekir ki hukuken bir bedeli olur.

Adalet iki ucu keskin kılıç gibidir. Tokmağı sallarken, kafana yersin…

Selam ve Dua ile…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Deniz Demirel - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Akdeniz Telgraf Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Akdeniz Telgraf hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Akdeniz Telgraf editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Akdeniz Telgraf değil haberi geçen ajanstır.



Antalya Markaları

Akdeniz Telgraf, Antalya ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (532) 553 36 59
Reklam bilgi

Anket Bugün seçim olsa hangi partiye oy verirdiniz?