Reklamı Kapat

Gazeteciye değil, iş takipçisine eleştiri

Tüm Antalyalıların Ramazan Bayramı mübarek olsun, birlik ve beraberliğin, kardeşlik ve dostluğun en sıcak şekilde hissedileceği sağlıklı günler dileğiyle...

Koronavirüs salgını nedeni ile bu bayram biraz buruk geçiyor. Her zaman alışkın olduğumuz sıcak ve samimi bayram günlerinden uzak aramıza mesafelerin girdiği fakat gönüllerin bir olduğu bir bayram işte...

Yazılarını takip ettiğim üslubunu ve dilini de çok beğendiğim tecrübeli bir gazeteci ablamız bugün köşebaşında yamansaz arazi talanını kaleme almış.

Yazısının yamansaz bölgesini ilgilendiren kısmına "yazayım mı, yazmayayım mı diye düşündüm." diye başlayınca içimden "iyi ki yazmışsın" dedim.

Tecrübeli gazeteci tabi aynı zamanda okullu bu neden ile neyi nasıl yazacağını çok iyi biliyor.

Sevgili ablamız şöyle devam etmiş: "Sonra yine vicdan ağır bastı, doğruyu ölünce mi söyleyeceğiz." içimden dedim ki "hay sen çok yaşa" doğru söylüyorsun. Zaten ne geliyorsa başımıza; böyle başı bozuk olaylar karşısında vicdanımızın ağır bastığı ve doğruyu ölünce mi söyleyeceğiz demekten geliyor.

Hak verirsiniz ki herkesin vicdan muhakemesi kendisine aittir. Muhakemesini yapmış, dile getirmiş, yeri gelmiş eleştirmiş...  Başım gözüm üstüne, her daim eleştiriye açığım. Eleştiri insanı geliştirir, olgunlaştırır.

Bende kendimce vicdan muhakememi yaptım, yamansaz'da yaşananları yakından takip eden birisi olarak birde benden dinleyin istedim.

Benim açımdan olay cumhur ittifakı ortağı bir partinin ilçe başkanının beni arayarak durumu bildirmesi ile başladı. Benim yamansaz'da ki arazi talanından bu şekilde haberim oldu.

İlçe Başkanı sözlerine şöyle başladı;

"Sordum soruşturdum...  Bunu başka kimse yazmaz dediler, sana yönlendirdiler... -Neden? 'Çıkarları söz konusu' dedi. Orada bir haksızlık olduğundan bahsetti ve birileri orada el ele vermiş vatandaşın yıllardır ekip biçtiği araziye siyasi güçlerini kullanarak çökmeye çalışıyor. Malum kanal'da bu kişilerin PR'sini yapıyor. Arkasından kim çıkar bilmem ama..."

ifadelerini kullandı.

Bildiğini biliyordum fakat söylemedi. Çok da önemli değildi. Küçük bir araştırma ve telefon trafiği sonucunda zaten kabak çiçeği gibi hepsi gün yüzüne çıkıverdi.

Şimdi bu noktadan sonra öncelikle şu durumu netleştirelim istiyorum. Konuya bahis arazi hazine arazisi yani tarafların hepsi işgalcidir. Davalar açılmış hak talepleri yasal süreçte ilerliyor. Hukuken kimin ne hakkı varsa da yoksa da mahkeme karar verecek, kanun ve nizam ne ise uygulanacak. Sonuç itibari ile "adaletin kestiği parmak acımaz" diyoruz.

Buraya kadar her şey normal rutininde ilerlerken bir anda her ne oluyorsa ortalık karışıyor. Aralarında iki meclis üyesi ve karaçalı muhtarının da bulunduğu kalabalık bir gurup araziye geliyor.

Vatandaşın dikili fidanlarını ve arazisini çevirdiği tel çitleri kiralık bir iş makinası vasıtasıyla yerle bir ediyor. Orada bulunan çiftçi ve hane halkını darp ediyor, tehditler yağdırıyor. Daha açık şöyle ifade edeyim Antalya'nın göbeğinde eşkıyalık yapıyor.

Bununla da yetinmeyen grup bölgeyi ateşe veriyor. Bu büyük bir suçtur ve Genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suç unsurlarını oluşturur. TCK'nın 170 maddesinde düzenlenmiştir.

Merak ediyorum bu grup hakkında Antalya Cumhuriyet Savcılığı tarafından gerekli işlemler başlatıldı mı, Antalya Valiliği gerekli soruşturmaları başlattı mı?

Konuyu malum kanal ve haber müdürüne getirecek olursak olayın tanıklarını dinleyerek sonrasında yaptığım inceleme ve araştırma sonucunda şehrin göbeğindeki bu skandalın şablonu netleşti.

Tüm yukarıda bahsettiğim eşkıyalık ve vandallık meclis üyeleri ve muhtarın öncülüğünde devam ederken, siyasetten daha çok genç meclis üyesi bir arkadaş ikili ilişkileri münasebeti ile malum haber müdürüne ulaşıyor ve olay yerine çağırıyor.

Tabi bu durum biraz dikkat çekici, yani o kadar kalabalık bir grubu oraya toplayacaksın, iş makinası filan kiralayacaksın (ki bilirsiniz iş makinası randevu ile çalışır), kanalın işi gücü olmayacak oraya ekip yönlendirecek falan filan...

Tabi bu iş organize mi, yoksa doğaçlama mı gelişti burası muallakta fakat aklı başında bir insan mevcut durumun mukayesesini rahatça kavrayabilir diye düşünüyorum.

Neyse...

Dikkat çeken bir diğer konu ise olay yerine habere gelen kanal kameramanı nedense meclis üyeleri ve muhtarın öncülüğünde eşkıyalık yapmaya gelen grubun hazine arazisi üzerinde kanuna aykırı bir şekilde bölgede çalıştırdığı iş makinası, ateşe verilen alanın görüntüsünü çekmiyor. Hadi çekti diyelim, yayınlamıyor. Haberin sunuş biçimini ele aldığımızda ise durum daha da vahim bir hal alıyor.

Kamuoyunun algı yaratmaya çalışılıyor, eşkıyalık yaparak hazine arazisine ve vatandaşın zilli yetinde ki mala zarar vererek yağmalayan grubu haklı, yapılan zorbalığı meşrulaştırıcı, yıllardır orada ekip biçen ve geçimini buradan sağlayan çiftçileri işgalci gibi gösterme çabası içerisine giriliyor.

Akabinde olaydan bir kaç gün sonra muhtar ve oğullarının aralarında bulunduğu bir grup araba ile mağdur çiftçilerin yolunu kesiyor. Utanmadan, sıkılmadan, korkmadan, pervasızca çiftçilere saldırıyor. Öldüresiye dövüyor ve tehditler yağdırıyor.

Şimdi vatandaş belki bilmez ama tecrübeli gazeteciler bilir. Bir haber yapıyorsanız, haberi  takip eder, sonuç ve yeni gelişmelerden kamuoyunu bilgilendirir siniz. Fakat ne hikmetse bu yol kesme ve darp olayı hiç dile getirilmedi.

Bu neden ile bu vandallığı gerçekleştirenler neden korksun çekinsinler ki... Antalya zaten dağ başı bu vandallığa dur diyebilecek bir devlet otoritesi yok. Meclis üyeleri, muhtar ve birde iş takipçileri var kol kanat geriyor. Memlekette adalet yok ki, mahkemenin sonucunu neden beklesinler. Kendileri yargılar, kendileri cezalandırırlar.

Şunu da dile getireyim bayramı bile fırsat bilip, arife gün devletin arazisinde iş makinası çalıştırmaya devam edip haritacı bile getirerek devletin arazisini bölüşüyor bu kanun tanımazlar.

Münir bey ile olan mesele ise şöyle:

Antalya kamuoyu biliyor zaten bunu bir tek ben söylemiyorum. Alınacak darılacak bir durum yok. Münir Bey ile malum şahsın sosyal medyadan sürekli cilveleştiği ortada bu durumda kamuoyunda farklı bir algı yaratıyor.
Vatandaş konuşuyor...
Diyor ki malum kanalın haber müdürü Antalya'yı sosyal medyadan yönetiyor.

Bu durumun neden bu şekilde yorumlandığı noktasında sizleri aydınlatayım. Şimdi Vali bey vatandaş tarafından eleştirilince vatandaş, kimliksiz yumurta kafa oluyor, gazeteci tarafından eleştirilince ki bu benim sosyal medyadan engelleniyor.

Fakat malum zat bir tweet atıyor, retweetler, beğeniler, paylaşımlar of off offff... Sadece Münir bey için konuşmuyorum, diğer devlet kuruluşları da burada sorumludur. Devlet otoritesinde çifte standarda yer yoktur. Su meselesinde olduğu gibi!

Benim devlet otoritesini temsil eden kamu kuruluşlarına naçizane tavsiyem, koca Antalya'da reytingleri 5 bin kişiyi bile geçmeyen medya kuruluşları ve temsilcilerine bu kadar taviz vermemesi yönündedir. Mesele bu kadar basit, küsüp, darılacak ve engellemek gibi girişimleri doğru bulmuyorum. Dediğim gibi eleştiri insanı geliştirir, olgunlaştırır.

Her neyse su meselesine gelince... Malum haber müdürü zat sosyal medya hesabından bir paylaşım yapıyor:

ASAT Genel Müdürlüğü söz konusu alandaki kaçak yapıların aboneliklerini (bu paylaşımı ihbar kabul ederek) iptal edeceklerini söyledi... 

ifadelerini kullanıyor.

Konunun detaylarını öğrenmek için ASAT Genel Müdürü İbrahim Kurt ile telefonda görüşerek bilgi aldım.

Kurt, "Böyle bir durumun söz konusu olmadığını ve bize ilgili kurumdan yazı gelir o şekilde işlem yapılmıştır. Konuya dair bilgim yok." ifadelerini kullandı.

Şimdi  Muratpaşa Belediyesi'nin devreye girerek basına yaptığı açıklama sonucunda, konunun Antalya Valiliği'ne bağlı Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü'nün yetkisinde olduğu anlaşıldı. Kısa bir süre sonra gelen yazı üzerine ASAT su aboneliğini iptal etti. Hem de öyle böyle bir zamanda değil, koronavirüs gibi ölümcül sonuçlar doğuran bir salgının ortasında iptal edildi.

Su aboneliğinin iptal edilmesi durumu ise genelleştirildi. Sanki bölgede ki bütün abonelikler iptal edilmiş gibi...

Gerçek ise şöyle bölgede aynı statüde bulunan o haklı gösterilmeye çalışılan vandalların abonelikleri de dahil diğer aboneliklerde işlem yapılmaz iken, meclis üyeleri, muhtar ve iş takipçilerinin hedef gösterdiği zavallı çiftçiye ait tek abonelik adrese teslim iptal edildi.

Bu işin adını ben koymayayım, vicdanı ağır basan ve doğruyu ölünce mi söyleyeceğiz diye düşünen tecrübeli meslektaşlarımız ve Antalya kamuoyu koysun!

Biliyorum çok uzun yazıları okumayı sevmeyen bir toplumuz fakat yazımın son bölümünde şu konuya da açıklık getireyim kimsenin aklında soru işareti kalmasın...

İş takipçiliği ilk olarak benim tarafımdan zikredilen bir ifade yada ima değil, bu kadar alınmaya gerek yok. Hatırlarsanız, malum zat Serik Belediyesi Başkanı Enver Aputkan ile yarım milyon TL'lik bir kavgaya tutuşmuştu. (Bkz.)

Antalya kamuoyu Başkan Aputkan'ın Serik'te yaşanan rüşvet skandalında kendi partisine ve bakanlarına karşı bile ne kadar onurlu, şerefli bir duruş sergilediğini biliyor. O zaman da malum kişiye karşı ciddi bir duruş sergilemişti. İş takipçiliği imasında bulunmuştu.

Tecrübeli gazeteci ablamızın yazısının son bölümünde dile getirdiği benzetmeler ise beni cidden üzdü. Neden tepki gösterdiğim, neden eleştirdiğim yazdıklarımdan anlaşılmıştır. Oraya girmeyeceğim...

Fakat arazilere ortaklık, onun adamı, bunun adamı, şurdan çıkarı var, şurdan para aldı gibi söylemleri hiç yakışık bulmadım. Haklılık payı var, sektörde maalesef birçok kuruluş işleri böyle yürütüyor.

Kimin ne yaptığı beni ilgilendirmez fakat böyle konularda net konuşmayı severim. Kuruluşum adına ne ben nede temsil eden bir başkası belediyelerin kapısını aşındırıp gelir peşinde koşmadı, bir açık yakalayıp şirketleri reklama zorlamadı, onu bunu arkasına alıp entrika çevirmedi, pay çıkaranı parlatıp reddedeni haberleri ile dövmedi.

Uzun lafın kısası biz işin nasıl yapıldığını biliriz de lugatımızda olmadığı için yapmamayı tercih ederiz. Bu zaten böyle bilinir, aksini iddia edecek var ise oda güzel hikaye bilahare dinlemek isterim. 

Selam ve Dua ile...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Deniz Demirel - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Akdeniz Telgraf Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Akdeniz Telgraf hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Akdeniz Telgraf editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Akdeniz Telgraf değil haberi geçen ajanstır.



Antalya Markaları

Akdeniz Telgraf, Antalya ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (532) 553 36 59
Reklam bilgi

Anket Antalya'da Koronovirüs için alınan önlemleri yeterli buluyormusunuz?