Rüsumat 4

Denizden başlayan İstiklal Savaşımız; Mustafa Kemal’in Bandırma Vapuruyla Samsun’a çıkmasıyla, denizden Karadeniz’den) başlamıştır.

Karadeniz’in, İstiklal Savaşımızdaki yeri başkadır. Çünkü, İstanbul’dan kaçırılan, Rusya’dan getirilen çeşitli savaş malzemeleri, çok küçük ve yetersiz teknelerle, kaptanlarla, reislerle, tayfalarla ve gemicilerle, büyük fedakarlıklarla ve tehlikelerle, Karadeniz’in sahil kasaba ve şehirlerine taşınmıştır.

Rusya, İstiklal Savaşı boyunca Ankara Hükümetine 300.000 ton üzerinde savaş malzemesi göndermiştir. Bu malzemeleri taşıyan teknelerden birisi de RÜSUMAT 4 teknesidir.

Rüsumat 4;

1891 yılında bir İngiliz balıkçı gemisi olarak inşa edilmiş ve sonra Osmanlı İmparatorluğu tarafından alınmıştır. 1.Dünya Savaşında çeşitli görevler alan gemi, savaş bitince K.Ereğlisine demirlemiş ve milliyetçiler tarafından kaçırılarak Karadeniz limanları(Trabzon, Ordu) Batum’dan aldığı silah ve mühimmatları taşımıştır. Ancak, bir balıkçı gemisi bozması olan 85 tonluk,6 mil sürat yapabilen bu gemi, yaşattığı ve yarattığı olaylarla, GAZİ unvanını almıştır.

Gazal Römorkörü ve çektiği Dana Yelkenlisi ve Rusumet4 gemisi Rusya’dan Trabzon’a ilk deniz nakliyatını yapanlardır. 1920 haziran ayında başlayan seferler ağustos 1921 tarihine kadar devam etmiştir. Bu tarihlerde Karadeniz’in hemen her yerinde düşman savaş gemilerinin abluka girişimleri bir kat daha artmıştı. Bu nedenle Sovyet yardımı silah ve cephanelerinin, Rus limanlarından Anadolu limanlarına kaçırılması çok zorlaşmıştı. İki Yunan savaş gemisi sürekli olarak Trabzon ile Batum arasında devriye gezmekteydi. Harıl harıl dolaşıp cephane taşıyan gemilerimizi arıyordu.

Yükünü alan Rüsûmât vapuru, Batum’dan Trabzon’a hareket edecek, oradan alacağı talimata göre yükünü uygun bir Anadolu limanına boşaltacaktı. Gündüz hareket olanağı yoktu. Çünkü Yunan devriye gemileri limanı en iyi biçimde gözetleyebilecek bir yer olan, sınıra yakın Mahrival’da bekliyordu. Ayrıca Batum’daki Rum ve Ermeniler de Yunan gemilerine bilgi ulaştırıyordu. Daha Rize’ye varmadan yakalanıp batırılırdı.

Yunan gemilerinin bölgedeki yoğun keşif, gözetleme ve karakol faaliyetleri nedeniyle intikale geçmek için havanın iyice kararması bekleyen Rüsûmât vapuru, geceleyin tam karartma uygulayarak Batum Limanı’ndan gizlice hareket etti. Bu Rüsûmât vapurunun dokuzuncu seferiydi. Düşmanın Batum’daki casus teşkilatına rağmen yakayı ele vermeden düşman karakol hattını geçmeyi başaran Rüsûmât vapuru kıyı kıyı giderek, Yunan savaş gemilerine yakalanmadan , gün ağarırken salimen Trabzon Limanı’na vardı.

Trabzon’da muhtelif ikmal maddelerini gemiye yükleyen Rüsûmât vapuru, hava karardıktan sonra İnebolu’ya gitmek üzere Batı’ya doğru tekrar intikale geçti. “Topların cephaneleriyle birlikte süratle Ordu’ya çıkarılarak emniyete alınması” emrediliyordu. Ancak, Ordu Limanı’nda Rüsûmât vapurunun yanaşabileceği ne uygun bir iskele ne de bir vinç vardı. Rüsûmât vapuru ağzına kadar cephane doluydu. Düşman gelmeden önce bunları hemen boşaltmak gerekiyordu. Ordulu kayıkçılar gemiyle kıyı arasında köprü oluşturmak için çala kürek (sürekli kürek çekerek) kayıklarını yan yana sıralamaya koyuldu. Bu arada Ordu kenti içinde sokak sokak dolaşan tellal, Orduluları yardıma çağırıyordu.Her yaştan halk, işini gücünü bırakıp limana üşüştü. Liman Başkanı, hükümet memurları, Ordu halkı candan gayretlerle çalışmaya koyuldu. Kayıklar yan yana getirildi, üstlerine kalaslar döşendi, göz açıp kapanıncaya dek kurulan bu eğreti iskelenin üzerinden toplar sökülerek parçalar halinde geçirildi. Akşam alacakaranlık bastırdığında gemideki bütün savaş araçları ve cephane karaya çıkarılmıştı. Yaşlısı-genci, kadını-erkeği tüm Ordulular gemideki cephane ve silahları bin bir güçlükle, düşe kalka, cambazlık yaparak Askerlik Şubesi’nin taş binasının mahzenine omuzlarında taşıdı.

O anda komutanın aklından tüm olasılıklar yıldırım hızıyla geçiyordu. “Ben bu gemiyi batırır, düşmana teslim etmem” diyordu. Genelkurmay’ın emri de böyleydi zaten. Hiçbir gemi düşmana teslim edilmeyecekti. Komutan Yüzbaşı Mahmut subaylarını da yanına alarak derhal gemisine geri döndü. Komutan bir “savaş aldatmacasına” başvuracaktı.

Personeli topladı ve kafasındaki çözümü onlarla paylaştı. Herhangi bir tehlike karşısında teslim olmamak için gemi önce batırılacaktı. Ancak, gemiyi öyle batıracaklardı ki düşman gittikten sonra tekrar kurtararak yüzdüreceklerdi. Mürettebat bu çözüme bayıldı. Araçlar, gereçler, haritalar, resmi ve özel eşyalar bir an önce kıyıya taşındı. Gelişmelere bağlı olarak gerekirse gemiyi batırmak üzere sekiz adet kinistin valfından (Bir tekneye denizden su almak için su kesiminden aşağıya konmuş ve gerektiğinde uzaktan açılıp kapatılabilecek valf) altısı derhal açılmaya hazır hâle getirildi. Ayrıca, geminin yanmakta olduğu görüntüsünü vermek üzere baş üstüne gazyağı ve yanıcı maddeler de depolandı. Komutan Yüzbaşı Mahmut, düşman gemilerinin yaklaştığı haberini alır almaz, önceden  hazırladığı planı derhal uygulamaya koydu. “Aldatma harekâtı” başlıyordu...

Daphne torpidobotu o kadar yakınlaşmıştı ki artık güvertedeki askerler açıkça seçilebilmekteydi. Ordulular kıyıdan durumu izlerken Daphne torpidobotu içinde silahlı bir müfreze bulunan işkampavyasını (Açıktaki gemilerle kıyı arasında ulaşımı sağlayan deniz aracı, filika da denir.) denize indirerek limanın açığında demirli bulunan küçük Rize motorunda arama yaptı.

O esnada Baş çarkçı Yüzbaşı Amasyalı Arif bin Mehmet Efendi makine dairesine koşarak kinistin valflarını açtı. Sular bütün şiddetiyle makine dairesine girdikçe
Rüsumat vapuru da yavaş yavaş sığ suya, kum semine oturmaya başladı. Bununla birlikte geminin baş tarafında çıkartılan yangında alevler yükselince komutan
Gemiyi terk emri emrini verdi. Erat, subaylar ve en son komutan gemiden ayrıldı.

Rüsûmât vapuru bir yandan sulara gömülürken öte yandan yangın gittikçe gücünü arttırıyordu. Yangın baş taraftaki ambara sıçradı. Buradaki mühimmatlar da ateş aldı. Geminin yandığını gören Daphne torpidobotu ve Panthir muhribi gün doğusuna doğru uzaklaştılar.

Rüsûmât vapuru gemi güvertesine dek sulara battıktan sonra direği, bacası ve kaptan köşkü su üstünde kalmıştı. Artık bekleyecek zaman yoktu. Top atışı sonrası limanı terk eden düşman Yunan filosu bölgeyi terk eder etmez personel acilen gemiye geri döndü. Olayları kıyıdan izleyen Ordu halkı da  yardıma koştu. Kayıklar Rüsûmât vapurunun çevresini sardı. Rüzgâr sahile doğru estiğinden başüstü güverte, pruva direği, ambarın ahşap bir kısmı ve erlere ait yaşam mahalli yanmıştı. Balıkçılar biryandan kova kova su dökerek diğer yandan da bir takaya yerleştirdikleri Gümrük İdaresi’nin çok ilkel yangın tulumbasıyla yangına müdahale ediyordu. Askerlerin ve halkın olağanüstü çabaları sonucu yangın kontrol altına alınarak gemi kurtarıldı. Makine dairesinde sular çok yükselmişti. Ancak, gemiyi harekete geçirecek  hayatî kısımlarında hasar yoktu. Sıra, Rüsûmât vapurunun yüzdürülmesine gelmişti…

İlk iş olarak makine dairesine dolan yağlı sulara dalarak kinistin valflarını yerine koymak ve kapatmak gerekiyordu. Aksi takdirde geminin suyunu
boşaltmak imkânsızdı. Gemiyi yüzdürmek, batırmak gibi kolay değildi. Kinistin valflarını bin bir güçlükle yerlerine taktılar.

Şimdi geminin içindeki su boşaltılabilirdi. Gemiye getirilen her kap, bakraç, güğüm, maşrapa ne varsa bu maksatla kullanıldı. Rüsumat vapurunun kıç tarafında küçük bir direği kalmış, baş tarafı yanmıştı. Gemi elden geçirilip yolculuğa hazırlanacaktı. Gemi personeli tüm araçları, aygıtları, düzenekleri elden geçirdi. Köprü üstü kullanılır duruma getirildi. Ayrılma vakti yaklaşıyordu. Güneş batmış, karanlık bastırmıştı. Işıklarını söndüren Rüsumat vapuru kırık direk, Trabzon’a doğru gecenin karanlığında kayboldu…

“GAZİ” SIFATI TAKILDI

Sahile yakın bir rota izleyen Rüsûmât vapuru, Tirebolu açıklarında düşman karakol gemilerini tespit ettiğinde sahile iyice yaklaşarak kendini gizlemeyi başardı.
Trabzon’a vardığında denizcilerin ve halkın coşkun gösterileriyle karşılandı. Rüsumat vapurunun adının başına bahriyelilerce “Gazi” sıfatı takıldı.

Trabzon’da bir gün kalan Rüsumat vapuru, ertesi gün bakım ve onarım maksatlı Batum’a hareket etti.

Rüsumat vapuru Ordu’dan ayrıldıktan bir gün sonra Yunan savaş gemileri tekrar Ordu’ya gelmişti. Liman içinde battığına inandıkları Rüsumat vapurunu arıyor
ama batığı bir türlü bulamıyorlardı. Türk gemisinin nasıl olup da ortadan kaybolduğuna akıl sır erdirmek mümkün değildi. Gerekli kereste vs. malzeme
hariçten alınarak gemiyi kendileri tamir ettiler. Gerekli olmayan yanmış pruva direği büsbütün kesildi, gemi tek direkli kaldı. Rüsumat vapurunun onarımının
bitirilmesi Sakarya’da kazanılan utkuyla aynı günlere denk geldi. 35 gün süren onarımdan sonra cephane taşımaya, yeniden vatan için görev üstlenmeye hazır
olan Rüsumat vapurunun serüveni bu kadarla kalmayacaktı…

Düşman gemilerinin eskiye oranla daha sık devriye dolaştığı ve kıyılarımıza baskın yaptığı bir dönemde, Rüsumat vapuru 25/26 Eylül 1921 gece yarısı top, cephane, tüfek, mitralyöz gibi silahlarla sessizce Batum’dan batıya doğru yeniden harekete geçti. Düşman gemilerinin arasından yakalanmadan ertesi gün Trabzon’a varmayı başardı.

Buradan aldığı emirle Samsun’a intikale geçti. Düşman gemilerini atlatan Rüsumat vapuru, 28 Eylül 1921 sabahı güneşin doğuşuyla birlikte Samsun Limanı’na girdi. İtilaf devletlerinin yanında “oyuna” girerek Osmanlı’nın Anadolu’da kalan topaklarının işgaline yardımcı olan/koruma sağlayan ABD, Anadolu’nun Karadeniz’e açılan
en önemli Samsun Limanı’nda istasyon er olarak muhakkak bir muhrip bulunduruyordu.

O gün DD-224 borda numaralı Stewart muhribi Samsun Limanı’ndaydı. Mürettebat, ağzına kadar silah dolu olduğunu bilmeksizin bu garip gemiyi, ondaki manevî varlığı, şapkalarıyla selamladı. Rüsûmât vapuru liman işçilerinin canla başla çalışmalarıyla cephaneyi çok kısa bir sürede gizlice boşalttı. Rüsumat vapuru aynı gün Trabzon’a intikal etmek üzere Samsun’a yola çıktı. Türk denizcilerinin ulusal orduya silah yetiştirilmesine engel olamayan Yunan savaş gemileri, Ara sıra denizden kıyıya doğru birdenbire bir baskın yapıyor ve tekneleri batırıyorlardı.

Hava gittikçe bozmuş, deniz artmıştı. Yıldız’dan esen rüzgâr sertleşmeye başladı. Dalgalar o kadar büyüdü ki gemiyi adamakıllı sallıyordu. Bu sırada düşman karakol gemileri de bölgede bulunmaktaydı. Yağmurun ve havanın yaptığı sis tabakası görüş mesafesini oldukça kısaltmıştı. Rüsumat vapuru ve düşman gemileri birbirlerinden habersiz biri doğuya öteki batıya doğru  ilerlerken birbirlerine yaklaştıklarının farkında bile değillerdi. Eynesil önlerinde bir kez daha Darphane torpidobotu ve Panthir muhribi ile karşılaşıldı.

Rüsumat vapuru bu kez yakalanmıştı…

Trabzon açıklarından gelen düşman gemileri Rüsûmât vapurunun üstüne doğru yol alarak toplarıyla ateşe başladılar. Geminin düşmanın eline geçmemesi için karaya oturtulmasından başka bir çare yoktu. Karaya otururken ilk isabeti aldı. Mermi baş tarafı bulmuştu. Kinistin valfını açmaya zaman yoktu. Gemi boş olduğundan kıyıya iyice yanaşmıştı.

Komutan Yüzbaşı Mahmut daha  önce olduğu gibi bir kez daha gemiyi terk emrini verdi. Geminin bayrağını beline sararak kurtaran Yüzbaşı Mahmut kgemisinden en son atlayan kişi oldu. Düşman gemilerinin çok yakın mesafeden attıkları kırk mermiden ancak beş tanesi Rüsumat vapuruna isabet etti. Irgat parçalandı, sancak baş omuzlukta su kesiminde ufak bir delik açıldı. Yaklaşık bir saat süren bombardımandan sonra düşman gemileri Rüsumat vapuruna yeterince zayiat verdiklerini
düşünerek kuzeybatı istikametinde uzaklaştı. Denizin çok dalgalı olması sebebiyle gemiden hiçbir eşya kurtarılamamıştı.

Rüsumat vapuru boynu bükük dalgaların arasında öylece kaldı ve sessizce Karadeniz’in maviliklerinde kayboldu ve gitti.

Kartal istimbotundan verilen ve Bandırma vapuruyla başlatılan kurtuluşun “Kuvâ-yi Milliye” ruhu Rüsumat vapurunda vücut bulmuştu.

Milli mücadele döneminde yaptığı on seferde 1070 tüfek, 7459 sandık mermi, 993 kasatura, 8 top ve 2244 sandık top mermisini Batı Cephesi Komutanlığı’na ulaştırarak büyük başarılara imza atan Gazi Rüsumat vapuru, Karadeniz’in karanlıklarında bir batık gemi olarak kaybolurken, bir savaş kahramanı olarak belleklere yazıldı…

Rüsumat vapurunun dünyada eşi benzeri görülmeyen bu kahramanlığına karşın, batığının bilinçsizce yağma edilmesi ve 1990’lı yıllarda başlanarak 2007 yılında tamamlanan Karadeniz sahil yolu çalışmaları esnasında dolgu alanının altında bırakılmış olması affedilemez. Yöre halkının denizle bağını kesen sahil yolu, tarihle olan bağını da kesmiştir…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Ağaoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Akdeniz Telgraf Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Akdeniz Telgraf hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Akdeniz Telgraf editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Akdeniz Telgraf değil haberi geçen ajanstır.